Hipertansiyon veya Yüksek Tansiyon Ne Demektir?

Dünyada ve ülkemizde insanların en sık ölüm sebebi kalp ve damar hastalıklarıdır. Kanser bunlardan sonra gelir. Kalp-damar hastalıklarının oluşumunda artış olması sürpriz değil. Çünkü obezite, sigara kullanımı, tuz tüketimi, sedanter yaşam arttı ve insanların yaşam süresi uzadığı için Kalp-damar hastalıkları daha sık görülmekte.

Kalp-damar hastalıkları denilince en sık olarak kalp krizi, yüksek tansiyon ve felç aklımıza gelmektedir. Vücudumuzda tüm organlara ve hücrelere oksijen ve besinin taşınmasında taşıyıcı boru sistemi (hortum) kan damarları ve bu hortuma su yani kan pompalayan organ ise kalp’dir. Kalp günde 100.000 kere ve toplamda günlük 7.500 litre kanı borulara (damara) pompalamaktadır. Kalbin pompaladığı bu kanın borularda organlara kadar belli bir sürede ve miktarda gitmesi için damar içerisinde bir basınç gerekir ve biz dolaşımda ki kan tarafından arter duvarına yapılan etkiye (basınca) kan basıncı veya tansiyon diyoruz. Bu basıncın kalp kasılırken olanı var ve organlar bu esnada daha çok beslenir ve biz buna büyük tansiyon (sistol) ve kalp kasılması yok iken (diyastolde) olan tansiyonada küçük tansiyon diyoruz (diyastolik). Damar içinde ki bu basıncın bir formülü var.

Yüksek tansiyon Ülkemizdeki sıklığı nedir?

Ülkemizde ve dünyada tansiyon gittikçe daha da artmaktadır. Çünkü hipertansiyonun en sık sebebi yaşlılık, obezite ve stresli-tuzlu yaşam tarzında ki artışlardır. Ülkemizde neredeyse her 3 kişiden biri obezdir. Ayrıca günlük tuz tüketimimiz 24 saatte toplam 6 gr olması gerekirken Ülkemizde bu miktar ortalama 18-20 gr/gün olup çok fazladır. Obezitede (şişmanlık) artan yağ dokusu vücudumuz için tam bir bataklık gibi olup şeker hastalığı (diyabet), hipertansiyon, kanser, bunama, kalp krizi ve felç riskinin oluşmasını obez olmayanlara göre en az 3-4 kat daha arttırır. Alkolün fazlası nasıl karaciğer için toksik olup karaciğer hücrelerini yok etmekte ve yıllar sonra karaciğer yetersizliğine (karaciğer sirozuna) yol açmakta ise aynı şekilde aşırı tuzda böbreklerimiz için toksik olup böbreğimizi uzun dönemde yormakta ve böbrek hücrelerinin ölmesine ve böbrek yetersizliğine yol açmakta. Ve ilerlemiş böbrek yetersizliğinde üre yükselir ve hasta diyalize kadar gidebilir. Diyaliz dünyanın en pahalı ve hasta için en zor tedavilerinden birisidir. En basitinden diyaliz hastaları rahat rahat istedikleri kadar su içemez. Günümüzde gelişmiş ülkelerde insanlar arasında obezite sıklığı ve stress yükü artmakta ve insanların ortalama yaşam süresi 75 yaş ve üstü çok fazla olmuştur. 75 yaş üstü kişilerde hipertansiyon en az %60-70’inde var. Yani yaşlılıkta damar duvarındaki bozulma ve direnç artışı tansiyonu otomatik olarak yükseltiyor. Günümüzde artık 30-40 yaşında da sık olarak hipertansiyon teşhisi konulmakta ve bu genç yaştaki tansiyonların ortaya çıkma sebebi olarak artmış obezite, artmış tuz kullanımı, fast-food ve dondurulmuş gıda tüketimindeki artış, yoğun psödoefedrinli ilaçların kullanımı, stress ve hareketsizlik olarak sayabiliriz.

Hipertansiyon hastalarında %50’ler kuralı vardır

Ülkemizde 15-20 milyon hipertansiyon (YÜKSEK TANSİYON) var. Bunun %50 si (20 milyonun %50’si=10 milyon) hipertansiyon olduğunu bilmez. Yani 10 milyon bi şekilde tansiyonum yüksek der ama bunlarında %50’si yani 5 milyonu ilaç tedavisi alır ve diğer 5 milyon ilaç kullanmaz. İlaç kullananların %50’si yani 2.5 milyonunda tansiyon ancak ideal sınırlardadır ve diğer 2.5 milyon ilaç alsa da tansiyon hedef sınırlarda değildir. Kısacası 20 milyon tansiyon yüksek hasta var ama kala kala ancak 2.5 milyonunda hedef iyi değerlerde. Gerisini siz düşünün.

Tansiyon Nedir?

Damar içerisinde ki basınca tansiyon demiştik ve çok yükselirse aşırı yük yüklenmiş araba gibi lastiklerin aşınması veya motor vb sorun çıkması gibi yüksek tansiyonunda başta kalp, böbrek, göz, beyin ve damarlara zarar vereceğini bilmek lazım. Organların beslenmesi için damarlarda (boru=hortum) belli bir basınç olmalı ki ileriye doğru kan gidebilsin. İşte bu damar içerisinde ki kanın akışını sağlayan basıncın oluşumunda görev alan belli başlı organlar kalp, böbrek, beyin ve damarlardır. Bu organların herhangi birisinde ki bozuklukta tansiyon yükselir ya da düşebilir. Yüksek tansiyon saptadığımız bir hastada en sık sebep nedir diye sorarsanız aslında bu hastaların %90-95 ‘inde sebep belli değildir, anne-babada hipertansiyon vardır ve birgün gelir sizde de çok büyük ihtimalle hipertansiyon ortaya çıkar. Genelde 60 yaşından sonra görülmeye başlar. Bu tip genetik geçiş ve çevresl faktörlerin etkisi ile ortaya çıkan hipertansiyona ESANSİYEL (PRİMER) hipertansiyon diyoruz. Esansiyel hipertansiyonda sebebi araştırmaya gerek yok, genetik yatkınlığı da olan birisinde yaş ve obezite vb çevresel faktörlerin kolaylaştırmasıyla daha erken yaşlarda ortaya çıkardığı primer = esansiyel tansiyon yüksekliği der ve tedaviye başlarız. Tabi ki her yeni tansiyon hastasına primer (esansiyel) hipertansiyon demeden önce rutin kan tetkikleri, idrar tetkiki ve böbrek ultrasonu isteriz. Ve bunlar normalse sizde tansiyon var der tedaviye başlar, zayıflayın der ve tuzu keseriz. Sekonder hipertansiyon; bu grup hastalar tüm hipertansiflerin %5’ini oluşturur. Yani hipertansiyonda altta yatan bir sebep vardır. Son 10 yıla kadar en sık hipertansiyona yol açan organ bozukluğu böbrek taşı veya eski pyelonefrit sekelli böbrek parankim hastalıkları ve sonrada renal arter darlığı iken artık günümüzde böbrek hastalıkları ile başa baş giden UYKU-APNE’nin yol açtığı sekonder hipertansiyonlar var. Sekonder hipertansiyonda özellikle böbrek de eski iltihaba bağlı küçülme, böbrek taşı, polikistik böbrek ve renal arter darlığı var mı bakmalı. Uyku-apne sorgulanmalı ve şüphe varsa polisomnografi yapılmalı.

Hipertansiyon neden tehlikeli?

Tansiyon yüksekliği maalesef dünyada ve Ülkemizde çok sık olup ülkemizde 15-20 milyon yüksek tansiyon hastası vardır. Tansiyon dikkat edilmez ve ilaçları kullanılmaz ise birçok kanserden daha tehlikelidir. Ama adı kanser olmadığı için maalesef insanlar ilaçı düzenli almamakta ve tuzu azaltmamakta. Diğer adı silent killer (sessiz katil) olup sinsice içimizden içimizden bize zara verir ve sizde belirti vermez. Ne acıdır ki belirti vermediği için hasta ilaç kullanımını kabul etmez ya da eksik kullanır. Şikayetim yokki veya bi zararını görmedim ki neden ilaç alayım deriz ama hipertansiyon bize sinsice yıllar içerisinde zarar verir ve belirtileri ortaya çıktığında da verdiği zarar çoğunlukla tedavi alsanızda geri dönüşümü imkansızdır. Hipertansiyon olan birisi tuzu azaltmazsa, kilo vermezse ve doktorun verdiği ilaçları kullanmazsa hipertansiyon birçok kanserden daha ölümcül ve tehlikelidir. Ve ben bu tür vakalara kanser=HİPERTANSİNOMA olarak adlandırdım. Yani hipertansinoma demekle sanki bir kanser olarak tanımladım. Evet, hipertansiyonumuz bize sinsice zarar verir ve 10-15 yıl sonra yaptığı yan etkilerden kalp yetersizliği, böbrek yetersizliği, ritm bozukluğu ve buna bağlı felç, beyinde kanama, aort damarında anevrizma ve buna bağlı aortun yırtılıp hastanın ölmesi olabilmektedir. Kimse ya bunlar neden oldu demesin. Çünkü bir arabaya 120 kilo yerine 160 kilo yüklerseniz araba erken bozulur. Yani 120 mmHg yerine 160 mmHg olursa tansiyonun olumsuzluklarının çıkması gibi.

Neden kanserden daha tehlikeli ve ölümcül dersiniz?

Neden yüksek tansiyona (hipertansiyona) Silent killer=sessiz katil veya HİPERTANSİNOMA adlı bir kanser gibi takip edilmeli diyoruz? Hipertansiyonun vücudumuzda yaptığı olumsuzluklar (organ tutulumları=hedef organ hasarları)

1-Kalp yetersizliği yapar. Yüksek tansiyon kalp duvarlarında kalınlaşma yapar ve kişi tansiyonundan 10-15 sene sonra kalınlaşmış yani büyümüş bu kalbinde kalp pompa görevini tam yapamaz ve hastada iş yaparken nefes darlığı ve halsizlik ve daha sonra ayaklarda şişme, sırt üstü yatamama gibi kalp yetersizliği bulguları gelişir.

2-Kalpte oluşan gerginlik ve büyüme nedeniyle ritm bozukluklarından atrial fibrilasyon (AF) sık oluşur ki bu ritm bozukluğu insanların beynine kalpten pıhtı gitmesine ve böylece beyin damarının tıkanıp felç geçirmemize sebep olabilir. Her felç olan 3 kişiden birisinde sebep bu ritm bozukluğu(AF)’dur. Bu ritm bozukluğununda (AF) en sık sebebi hipertansiyon (yüksek tansiyon)’dur. Dünyanın en ölümcül hastalığı kanser değil ağır geçirilmiş bir felç olduğunu unutmayalım. Ayrıca Felç (iskemik inme) öldürmesede hastayı sakat bırakmakta.

3-Tansiyon yüksekliklerinde yıllar içerisinde böbreğin iş yükü arttığından böbrekte yorulma ve sonuçta böbrek yetersizliği gelişir ve üre yükselir ve en sonunda hasta diyalize gider(hipertansif nefroskleroz). Diyaliz dünyanın en pahalı ve hastayı en çok yorgunluk veren tedavidir.

4-Yüksek tansiyon kalpten hemen çıkan aort dediğimiz damarda genişleme (anevrizma) yaparak bu damarın 5.5 cm üzerine çıktığında aniden yırtılmasına ve çoğu kişinde ölümüne neden olabilir.

5-Yüksek tansiyon yıllar içerisinde beyin damarlarında baloncuk (anevrizma) yaparak bu anevrizmaların patlaması durumunda beyin içi kanama-felçe yol açabilir.

6-Yüksek tansiyon başta kalp damarları olmak üzere vücuttaki tüm atardamarlarda damar içi tıkanıklığı artırarak kalp krizini oluşmasına neden olabilir.

7-Yüksek tansiyon göz damarlarında kanama ve bozukluklara yol açarak körlüğe yol açabilir.

8-Yüksek tansiyon kişide bunama vb hastalıkların oluşumunu hızlandırabilir.

Tüm bu yukarıda ki yüksek tansiyonun zararlarına baktığımızda sizce hipertansiyon birçok kanserden daha tehlikeli ve ölümcül değil mi?. MAALESEF ADI KANSER OLMADIĞINDAN HASTALAR KURALLARA UYMAMAKTA VE İLAÇ KULLANIMINDA SORUN ÇIKARMAKTADIR. Bunu yapanlar yıllar sonra kalp yetersizliği, felç, böbrek yetersizliği vb geliştiğinde ya bunlar bizim başımıza nerden geldi demesinler, çünkü sinsi katil ve zarar verici yani kanser gibi (HİPERTANSİNOMA) yüksek tansiyon belirti vermeden vücudumuzu tahrip eder. Keşke dersiniz. İş işten geçmiştir. Son pişmanlık fayda etmez ve geç kalındığında oluşan birçok yan etkiyi ilaçla ya da ameliyatla düzeltemezsiniz. Eyvah dersiniz ama iş işten geçmiştir. Servetinizi verseniz yine kalpteki büyümeyi, böbrekteki bozulmayı, felç olup giden beyin hücrelerini geri getirmezsiniz. Tansiyonun normal değerleri büyük 120 mmHg, küçükse 80 mmHg altı olmalıdır. Tansiyonun özellikle büyüğünün düşmeside aşırı yükselmeside tehlikelidir. Bir hastada ölçülen tansiyonun 145/85 mmHg yazılması durumunda yukarıda ki 145 rakamı büyük tansiyonu (sistolü), 85 mmHg olanda küçük tansiyonu (diyastolü) temsil eder. Genelde hipertansiyon yani yüksek tansiyon demek hastane ya da doktor ofisinde ölçülen tansiyonun 140/90 mmHg’nin üzerinde olmasıdır. İleride tansiyon tanımını anlatacağız. Tansiyonun biz 120/80 mmHg civarında olmasını isteriz. Fakat tansiyon kişiye göre kısmen değişir. Yani bazı kişilerde büyük tansiyon 120 mmHg olup normal sınırlarda olsa da yüksekmiş gibi gerginlik ve baş ağrısı yapabilir. Hasta bunu tolere edemez. Çünkü bu kişi hep 90/65 mmHg yakın değerlere alışkın. Tansiyonun büyüğü 80 mmHg altına düşünce kişi şoka girecek galiba denilir. Ama bu kişinin çoğu zaman tansiyonu zaten 80-85/65 mmHg civarında ise ve bu kişide organların beslenmesinde bir sorun yoksa bu kişide şok var diyemeyiz, bu normaldir.

Hipertansiyon diyebilmek için

1-Tansiyon doğru ölçülecek. Yani hasta tansiyon ölçmeden önce sigara, alkol, yemek vb üzerinden en az 1 saat geçmiş olacak, tuvalet ihtiyacı olmayacak, en az 10-15 dk istirahat ettikten sonra oturur pozisyonda kol kalp seviyesinde iken ölçüm yapılacak.

*Gerçek hipertansiyon; Hem evde hem de hastane (ofisde) yüksek tansiyon kriterlerini karşılamış hastaya hipertansif hasta diyoruz. Evde denilince 135/85 mmHg üstü olanlar, hastanede (ofisde) 140/90 mmHg üstü olanlara hipertansiyon diyoruz. Ama gerçek hipertansif hastada her iki yerde de yükseklik kriteri oluşmuş olacak. *Gerçek hipertansiyonda hastada beyaz gömlek ya da maskelenmiş hipertansiyon olmamış olacak. Yani hastada hem hastanede hem de evde (işyeri) yüksek tansiyon kriterleri olmuş olacak

Hipertansiyon tanısı alan hastada istenecek tahliller;

Hemogram, açlık glikozu ve gerekirse HbA1c, lipidler, sodyum ve potasyum, ürik asit, kreatinin, sodyum,potasyum, ALT, AST, idrar tetkiki, idrarda dipstick ile proteinüri varlığı veya sabah spot idrarda albümin/kreatinin oranı ve EKG yapılması önerilir. İmkan varsa ekokardiografi ve fundoskopik göz dibi muayenesi iyi olur.

HİPERTANSİYONDA TEDAVİ

Öncelikle tansiyonun en iyi tedavisi tuzu azaltmak ve kilo vermek yani yaşam tarzı değişikliklerine uymaktır. Mutlaka doktorun verdiği ilacı doktor ek önerisi olmadığı sürece ömür boyu almalı. Tansiyon ilaçları bağımlılık yapar veya karaciğer –böbreğime dokunur diye almazsak çok büyük hata ederiz. Çünkü özellikle böbreği esas bozan yüksek tansiyonun kendisidir ve aldığınız tansiyon ilacı böbreği korur. Tansiyon ilaçlarımızı alırken doktora danışmadan sadece ev-işyeri arkadaşlarımızın dediğine inanarak ilaçlar kesilmez veya dozları ile oynanmaz. Çok büyük hata yaparsınız ve hipertansiyonun yaptığı zarar olduğunda da keşke alsaydım dersiniz ama iş işten geçmiş vücudunuz ciddi hasarlar görmüş olabilir. Hipertansif hastada birisi diüretik olmak şartıyla en az 3 ilaca rağmen tansiyon hedef değerlere düşürülemezse hastada DİRENÇLİ HİPERTANSİYON var deniilir ve başta yoğun otrivin, iliadin, tylol hot vb psödoefedrinli ilaç kullanımı, NSAİİ kullanımı, renal arter darlığı ve Conn sendromu vb araştırılmalı. Dirençli hipertansiyonda en sık sebeplerin başında hastanın ilaçları kendi kafasına göre azaltması veya almaması gelir ki dikkatlice ilaçları düzenli alıp almadığı sorgulanmalı Diğer bir dirençli hipertansiyon sebebi ise hastanın psödoefedrinli bir damla ya da oral antigrip ilaç alması sorgulanmalı.

Son 1-2 haftadır dirençli hipertansiyon nedeniyle acillere gelen hastalarda bu son 1 haftadır olan artmış sempatik aktiviteye bağlı hipertansiyonun sebebi olarak;

1-Kalp krizi başlangıcı veya öncü belirtileri yani göğüs ağrısı-mide bölgesinde ki ağrı var mı? iyi sorgulanmalı. Bazen kalp krizinin ilk belirtisi bu yüksek tansiyon olabiliyor. Çünkü akut damar tıkanmalarında vücut alarm mekanizması olarak panik butona basıyor ve bunun karşılığıda adrenalin salgılanmasının yol açtığı ani yüksek tansiyon ataklar oluyor. FELÇ ve TİA dediğimiz geçici iskemik inmede de benzer tablo oluyor.

2-Geçici felç dikkatli sorgulanmalı. 15-20 dk süren geçici konuşma bozukluğu veya tek taraflı el-ayakta güç kaybı olup sonra düzeldi mi diye sormalı. Bu geçici olan konuşma veya el-ayaktaki güç kaybı bir küçük felç olsada arkadan gelecek büyük bir felcin habercisi olabilir ki bu FELÇİN ilk bulgusu hipertansiyon ve taşikardi olabilir

3-İlaçlarını düzenli alınmaması yüksek tansiyon ataklarına neden olabilir. Böbreğim karaciğerim biraz dinlensin diye bırakan bırakana. Özellikle ilaçların ani bırakılması durumunda aniden çok yüksek tansiyon atakları olabilmekte. Doktora danışılmadan üst komşu veya TV-radyo dinlenerek ilaçların üzerinde oynamak çok tehlikeli olur.

4-Ciddi hipertansiyon krizleri yapan Kokain, bonzai, enerji içecekleri, psödoefedrin vb sorgulanmalı

5-Efexor, cymbalta vb ilaçlar sorgulanmalı.

Hipertansiyon hastalarında verdiğimiz tansiyon düşürücü ilaçların masum ve kesilince düzelen bazı yan etkileri olabilir.

1-Delix, coversyl vb tansiyon ilaçları alınmaya başladıktan 1-2 ay sonra kuru gıcık öksürük yapmaya başlayabilir. Bu İnatçı öksürük olursa bu ilaçlar kesilip yerine başka tansiyon ilacı verilince öksürük düzelir. KURU ÖKSÜRÜĞE DİKKAT

2-Norvasc dediğimiz Amliodipin adlı tansiyon ilacı ayakta diz altı ve bilekte şişlik yani ödem ve diş etinde kalınlaşma yapabilir diye söylemeli ve bu yan etkilerin masum olduğunu ilacı kesince düzeleceğini söylemeli. Yoksa hasta ödemi kötü bildiği için ilaçı almayabilir. Bu masum ve selim bir yan etkidir.

3-Cardura baş dönmesi yapabilir. Özellikle ilk 1-2 günde ayağa kalkınca baş dönemsi vb yapar demeli (ilk doz senkopu)

4-Tiyazidli ACE-i/plus alanlarda potasyum düşüklüğüne dikkat etmeli ve ilk 1 hafta sonra bakmalı.

5-Diüretik tip (aldacton, tiyazid) antihipertansiflerde hiponatremi ve belirtilerine dikkat etmeli. Aldacton veya aldactazide alanlarda TEK TARAFLI AĞRILI JİNEKOMASTİ yapabilir. İlacı kesince düzelir.

6-Verapamil (isoptin) ve diltizemde kabızlık yaptığı söylenmeli

Sonuç; Hipertansiyon yaygın ve ciddi bir hastalık. Eğer çocukluktan itibaren fast-food vb yerlerden uzak durulmazsa, nargile ve sigara kullanımı artarsa, tuz azaltılmaz ve kilo verilmezse ve gerektiğinde ilaçlar düzenli alınmazsa yüksek tansiyon (hipertansiyon) hastalığı çok sık olacak ve oluşan hipertansiyon insanda çoğunlukla belirti vermeden insana sinsice zarar verdiği için yıllar içerisinde kalp yetersizliği, kalp krizi, ritm bozukluğu, felç, beyin kanaması, böbrek yetersizliği ve diyaliz, gözde kanama ve körlük yapacaktır. Bu yan etkilerin hepsi insanlarda bir kanserden daha tehlikeli olarak ölümcül seyredebilir veya hastayı sakat bırakabilir.

Hipertansiyon oluşmaması için veya oluşan hipertansiyon erken evre ise ve herhangi bir organa zarar vermemişse hipertansiyon tanısı konulduktan sonraki ilk 3 ayda ilaç başlanılmadan sadece ciddi tuz kısıtlaması, varsa fazla kilonun azaltılması yoluyla ve egzersizle (koşu ve yüzme) tansiyon düşürülmeye çalışılır. Eğer bu tür yaşam tarzı değişiklikleri ile tansiyon ideal sınırlara düşmezse hastalara ilaç başlanır. Hipertansiyon hastasında hipertansiyona bağlı organ bozulması varsa hastanın tansiyon değerleri hafif yüksek olsa da hastalara tansiyon düşürücü ilaç verilir.